Bayramınız mübarek olsun. Her şeye rağmen bayramların kardeşliği, yardımlaşmayı, bir ve beraber olmayı güçlendirdiğini, kırgınlıkların, gerginliklerin ve derin ayrışmaların çözümünde önemli günler olduğunu unutmayalım. Bugün, bayramları bayram gibi yaşamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Dünyada ve ülkemizde olup bitenleri aklıselimle değerlendirdiğimizde, geçmişte yaşanmış acıları, kardeş kavgasında kaybolan hayatları ve çekilen çileleri hatırladığımızda, hepimize önemli görevlerin düştüğünü görürüz.
Peki, ne yapılabilir, kriz anında hangi kesim nasıl davranıyor, doğru davranış nedir, çözüm nerededir diye bakmaya zamanımız olduğunda ortaya ne çıkacak? İnsanlık var olduğu günden beri didişen, çarpışan, birbirini alt etmeye uğraşan vs. bütün kesimleri, haksızlığa uğradığını düşündüğünde veya güç elindeyken yaptıkları üzerinden değerlendirip ve beraberinde tutarlı olma terazisinde tartabilirsek yol alabiliriz diye düşünüyorum. Gelin şimdi bu iki kıstas üzerinden kıyas yaparak bugün olanları daha iyi anlamaya çalışalım.
Geçmişte biz okullara alınmazken, kamudan sorgusuz sualsiz atılırken, dernek, vakıf, parti neyimiz varsa kapatılırken, DGM’de yargılanır, Kudüs gecesine afiş götürdük diye on yedi yıl hapis yatarken; meydanlara maske ile çıkmadık, polis taşlamadık, üstüne asit atmadık, cam çerçeve kırmadık, ceddimizin mezarına bevletmedik, ülkemizi İngilizlere şikâyet edip onlara el açmadık… El ele tutuştuk, insan seli oluşturduk, karanfil dağıttık, meydanlarda namaz kıldık, dua ettik, gözyaşı döktük, sabrettik.
Gördüğümüz kadarıyla güç elindeyken her türlü hak ihlalini yapanlar, onlara destek olanlar, işler normale döndüğünde, geçmişte zulmettikleriyle eşit olmayı bile hazmedemiyorlar. Bunlara göre ülkenin gerçek sahipleri kendileri, ancak en küçük dokunulduğunda yakıp yıkmalarına karşılık esnafı, bankayı, kamu düzenini bunlardan koruma görevi ise karşısındakilerde oluyor.
Nasıl bir zihniyet ki bıraksanız ülkeyi ateşe verecek! Adalet, bugün yoktuysa geçmişte var mıydı? Yargımız, hakim ve savcılar genelkurmayda esas duruşa geçip topuk selamı verdiğinde mi daha bağımsızdı? Cumhuriyet mitingleri, kime karşı yapılıyor ve hangi sloganlar atılıyordu? Başbakan ve bakanlar asılırken mi bağımsızdı yargı? Yine de bizim vicdanımız, inancımız, sorumluluğumuz ve tarihi misyonumuz, geçmişte bize yapılanlar bugün kimseye yapılmasın diyor. Mağduriyetlerimizi yarıştırmak kaderimiz olmasın diyor.
Yargıçlarımız, Sultan Fatih’i yargılayıp mahkûm eden Kadı Hızır Çelebi gibi olsun diyor. Beyler, yoldan çıkardığınız yargıyı, askeriyeyi, üniversiteyi, medyayı vs. olması gerektiği yere koymak kolay olmuyor. Bunun vebali geçmişte yargıyı koçbaşı, üniversiteleri çiftlik, basını balyoz gibi kullananların boynunda asılıdır hala.
Geçmişte nasıl kullanıldıysa, bugün de aynı şekilde kullanılıyordur zannıyla ülkeyi ateşe vermek yerine, sonucu bekleyip, gerçeğin belgelerle ortaya çıkmasını sağlamak görevinizdir. Bekleyip göreceğiz, ancak ipuçları hiç de iç açıcı değil. Sakin kalıp doğru soruları sorunca karanlıklar aydınlanıyor. Kim ki çok kızıp kontrolü elden kaçırıyorsa, saklamaya çalıştığı çok gerçekler var demektir. Yine de ailecek huzur içinde kutlayabildiğimiz güzel bayramlar diliyorum. Bugünler gelir geçer, herkese iyi bayramlar. Dokuz gün tatil iyi gelecek…
Bu arada insanları sokağa dökenlere, birileri dünyanın ve Türkiye’nin çok değiştiğini, eski Türkiye’nin artık geçmişte kaldığını hatırlatabilirse iyi olacak.